can it - Türkisch Englisch Wörterbuch

can it

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Bedeutungen von dem Begriff "can it" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 7 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Colloquial
can it v. susmak
can it v. çenesini kapamak
can it v. sesini kesmek
can it v. konuyu kapamak
can it v. konuşmayı kesmek
can it v. sessiz olmak
can it v. gürültüyü kesmek

Bedeutungen, die der Begriff "can it" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 150 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
can make it v. başarabilmek
Phrases
it can be said that expr. denebilir ki
as it can be seen expr. görülebileceği gibi
it can be expected that expr. umulabilir ki
as it can be seen expr. görülebildiği üzere
as it can be seen expr. görülebileceği üzere
you can't even imagine (it) expr. bildiğin gibi değil
you can't manage it expr. ölçemiyorsan yönetemezsin
if you can't measure it expr. ölçemiyorsan yönetemezsin
it's the least I can do expr. lafı mı olur, rica ederim
it can't end soon enough expr. bitmek bilmiyor
it can't end soon enough expr. bitmek bilmedi
it can't come soon enough expr. gelmek bilmiyor
it can't come soon enough expr. gelmek bilmedi
it can't be helped expr. baş gelen çekilir
it can't be helped expr. yapacak bir şey yok
Proverb
he can dish it but he can't take it expr. başkalarını eleştirir ama kendisinin eleştirilmesinden hoşlanmaz
you can lead a horse to water, but you can't make it drink birine şans verebilirsin ama o şansı kullanması için zorlayamazsın
If anything can go wrong it will bir iş ters gidecekse gider
it's the empty can that makes the most noise boş teneke çok ses çıkarır
you can't take it with you when you die dünya malı dünyada kalır
you can lead a horse to water but you can't make it drink zorla güzellik olmaz
you can put lipstick on a pig, but it's still a pig eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir
you can't eat your cake and have it (too) hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
you can't have your cake and eat it(, too) hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
you can't have your cake and eat it hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
Colloquial
can't let it go v. aklından söküp atamamak
can't hold it (in) v. (çişini) tutamamak
can't hold it (in) v. (çişini) tutacak gücü kalmamak
can't you dig it? expr. anlamıyor musun?
find it if you can expr. bul bulabilirsen
can't you smell it? expr. kokusunu alamıyor musun?
come on you can do it expr. haydi bunu yapabilirsin
you can whistle for it! expr. avucunu yalarsın!
she/he can whistle for it! expr. avucunu yalar!
if you can't take it, then don't dish it out expr. duymak istemediğin şeyleri başkalarına da söyleme
if you can't take it, don't dish it out expr. karşılığını kaldıramayacağın şeyleri söyleme
if you can't take it, then don't dish it out expr. karşılığını kaldıramayacağın şeyleri söyleme
if you can't take it, don't dish it out expr. duymak istemediğin şeyleri başkalarına da söyleme
if (one) can help it expr. mecbur kalmadıkça/olmadıkça
can it! exclam. kapa çeneni!
can it! exclam. sus!
can it! exclam. kapat şu konuyu artık!
can it! exclam. kes sesini!
Idioms
can find it in one's heart v. doğası gereği hazır olmak
can find it in one's heart v. istemek
can find it in one's heart v. gönlü olmak
can find it in one's heart v. doğası gereği istekli olmak
want so bad one can taste it v. çok istemek
need so bad one can taste it v. çok istemek
can't cut it v. sorunlarla/zorluklarla başa çıkamamak
can't cut it v. (sorunlarla vb) baş edememek
can't cut it v. idare edememek
can't hack it v. işi yapamamak
can't hold it (in) v. (çişini) tutamamak
need (something) so bad (that) (one) can taste it v. (bir şeye) rüyalarına girecek kadar çok ihtiyaç duymak
need (something) so bad (that) (one) can taste it v. (bir şeye) hayalinde dokunabilecek kadar çok ihtiyaç duymak
need (something) so bad (that) (one) can taste it v. (bir şeye) çok ihtiyaç duymak
need (something) so bad (that) (one) can taste it v. (bir şeye) gerçekten çok gereksinim duymak
can't help it v. bir türlü engel olamamak
can't help it v. elinde olmamak
can't help it v. engelleyememek
want so bad (that) (one) can taste it v. çok istemek
want so bad (that) (one) can taste it v. dayanılmaz şekilde istemek/ihtiyaç duymak
want (something) so bad (that) (one) can taste it v. (bir şeyi) çok/aşırı derecede istemek
want (something) so bad (that) (one) can taste it v. (bir şeyi) dayanılmaz şekilde istemek
want (something) so bad (that) (one) can taste it v. (bir şeye) dayanılmaz şekilde ihtiyaç duymak
can take it to the bank! expr. sana garanti ediyorum!
can take it to the bank! expr. bana inanabilirsin!
can take it to the bank! expr. dediğim doğru!
if you can help it expr. mecbur kalmadıkça/olmadıkça
not if you can help it expr. mecbur kalmadıkça/olmadıkça
if you don't like it, you can lump it expr. beğensen de bir beğenmesen de
can't make head or tail of it expr. aklım hafsalam almıyor
it can't hurt expr. bir zararı dokunmaz
it can't hurt expr. bir zararı yok
it can't hurt expr. bir zararı olmaz
(one) can whistle for it expr. (biri) avucunu yalasın
(one) can whistle for it expr. (biri) üstüne bir bardak soğuk su içsin
(one) can whistle for it expr. (biri) avucunu yalar
(one) can whistle for it expr. (biri) rüyasında görür
can take it to the bank expr. bana inanabilirsin
can take it to the bank expr. sana garanti ediyorum
can take it to the bank expr. bundan emin olabilirsin
can take it to the bank expr. dediğim doğru
can't take it with you expr. dünya malı dünyada kalır
can't have it both ways expr. hem ayranım dökülmesin hem yoğurdum ekşimesin olmaz
can't have it both ways expr. iki zıt şeye aynı anda sahip olunmaz
(it) can't be helped expr. elden bir şey gelmez
you can't have it both ways expr. hem karnım doysun hem pastam dursun olmaz
(it) can't be helped expr. ne çare
you can't have it both ways expr. hem öyle hem böyle olmaz
(it) can't be helped expr. çıkar yol yok
(it) can't be helped expr. yapacak bir şey yok
can't take it with you expr. kefenin cebi yok
can't have it both ways expr. hem öyle hem böyle olmaz
you can't have it both ways expr. hem ayranım dökülmesin hem yoğurdum ekşimesin olmaz
(it) can't be helped expr. çaresi yok
can't have it both ways expr. hem karnım doysun hem pastam dursun olmaz
you can't have it both ways expr. iki zıt şeye aynı anda sahip olamazsın, olunmaz
(one) can dish it out, but (one) can't take it expr. (biri) karşısındakine her türlü hakareti/eleştiriyi yapar, fakat kendisine yapılınca hoşuna gitmez
(one) can dish it out, but (one) can't take it expr. (biri) başkalarına hakaretini/öfkesini/eleştirilerini kusar, fakat aynısı kendine yapılınca kaldıramaz
(one) can dish it out, but (one) can't take it expr. (biri) karşısındakine her şeyi söyler, fakat kendine gelince kaldıramaz
not if one can help it expr. mecbur kalmadıkça/olmadıkça
not if one can help it expr. biri kabul etmedikçe
so bad one can taste it expr. çok fazla (istemek, ihtiyaç duymak)
so bad one can taste it expr. aşırı derecede (istemek, ihtiyaç duymak)
so bad one can taste it expr. dayanılmaz şekilde (istemek, ihtiyaç duymak)
(you can) take it from me expr. bana inan
(you can) take it from me expr. tecrübelerime dayanarak söylüyorum
(you can) take it from me expr. bana güven
(you can) take it from me expr. bana inanabilirsin/güvenebilirsin
you can like it or lump it expr. ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin
you can like it or lump it expr. işte hendek işte deve
Speaking
nice work if you can get it n. başarabilirsen ne ala
I can't help it expr. elimde değil
you can whistle for it expr. üstüne bir bardak soğuk su iç
it can't be helped expr. çaresi yok
it can't be helped expr. çıkar yol yok
not if I can help it expr. elimden gelse yaptırmam
it can't be helped expr. ne çare
I can feel it in my bones expr. içime doğdu
I can't believe it expr. inanamıyorum
you can take it expr. alabilirsin
how can I say that it is dead expr. öldüğünü nasıl söylerim
how can I say that it is dead expr. nasıl söylerim öldüğünü
I can't make heads or tails of it expr. ondan hiçbir şey anlayamıyorum
it can't be helped expr. elden bir şey gelmez
I can't make head or tail of it expr. içinden çıkamıyorum
I can't make head or tail of it expr. hiçbir şey anlayamıyorum
I can't make head or tail of it expr. işin içinden çıkamıyorum
you can't take it with you expr. dünya malı dünyanın
you can't take it with you expr. kefenin cebi yok
how bad can it be expr. ne kadar kötü olabilir
can we just drop it? expr. artık bu konuyu kapatsak?
it is all I can do expr. bütün yapabileceğim bu
where can I find it? expr. nereden bulabilirim?
you can have it expr. al senin olsun
you can't see it expr. göremiyorsun
I can feel it in my bones expr. içime doğuyor
it's all I can do expr. yapabileceğimin hepsi bu
I can take it or leave it expr. olsa da olur olmasa da olur
I can't take it anymore expr. artık katlanamıyorum
I can't take it anymore expr. artık daha fazla dayanamıyorum
can you spell it? expr. heceler misin?
can you spell it? expr. heceleyebilir misin?
only one that can do it expr. bunu yapabilecek tek kişi
can you fix it? expr. tamir edebilir misin?
you can't help it expr. bunu engelleyemezsin
can you do it for me? expr. bunu benim için yapar mısın?